27 Haziran 2011 Pazartesi

Türkiye'de Masonluğun İç Yüzü - Volume 1 : Meşrutiyet Öncesi Dönem

Türkiyede masonluğun iç yüzü.

Masonluk asırlardır tartışılan bir konudur.Masonluk ortaya çıktığında beri masonlara bir çok suçlama yöneltilmiştir.Masonlar ise bu suçlamalar karşısında ketumiyetlerini dahada arttırmış ve kendilerini sosyal bir klüp olarak göstermişlerdir. Tavla oynuyoruz nargile içiyoruz  hesabı.Masonluk özünde bir fikir ekolüdür.Masonları birleştiren en önemli etken inandıkları felsefedir.(Masonik materyalizm = Maddenin ilahlaştırılması ).Ancak bu felsefe tamamen yanlıştır.Tamamen yanlış varsayımlara ve tamamen  yanlış teorilere dayanmaktadır.Bunu bi ben değil kilimcinin köroğlu da biliyor. Allah’ın varlığı inkar eden materyalist felsefe bunlardan biridir.Türkiyedeki masonlar Avrupalı biraderlerinden aldıkları bu öğretilere kapılarak din ahlakına ve dindarlara karşı cephe almışlardır.


Bu yazıda masonluğun Türkiyede ki tarihini inceleyecek ve son 150 yıllık geçmişimizdeki rolünü tek bir kaynaktan ele alacam.. .Şahsı pek sevmesemde belgeleri toplamış başka kimse yok yani benim gördüğüm..


Türkiyede ilk loca ve ilk masonlar.

Türkiye’de masonluk tarihi hakkında yapılan ciddi çalışmalar ve masonik kaynaklar genellikle 4 dönemden söz etmektedir.

1-     Meşrutiyet öncesi Dönem
2-     1909 yılından Atatürk tarafından mason localarının kapatıldığı 1935 yılına kadar olan dönem
3-     1935 yılından 1948 yılına kadar süren masonluğun uyku dönemi
4-     1948 yılından locaların uyku  döneminden çıkarak yeniden faaliyete geçmesinden günümüze kadar olan dönem.


                                    Meşrutiyet öncesi Dönem

İlk dönem olan 2.meşrutiyet öncesi hakkında pek fazla belge yoktur.Bu dönemde kurulmuş olan locaların hepsi yabancı obediyanslara(büyük localara) bağlıdır.18.yüzyılın hemen başında avrupada adını duyuran masonluk örgütünün Türkiyede teşkilatlanması uzun sürmedi.
Türkiyede masonluğun sahneye çıkışı Avrupadan 20 yıls sonra gerçekleşti.(3.Mustafa devri)

Türkiyede ilk mason locası 1738’de İstanbul Galata semtinde kuruldu.1789 yılındaki Fransız ihtilalinden sonra padişahın emriyle bu locanın faaliyetine son verildi.Üstad mason Kemalettin Apakın Türkiyede masonluk tarihi adlı kitabında o dönem içerisinde İstanbulun çeşitli semtlerinde İzmirde Halepde ve Selanikde mason localarının açıldığını anlatıyor.Padişahın özel emriyle bu localara sadece yabancı uyruklu yada gayrümüslim insanlar kabul edilmektedir.Ne varki bu kuralın18.yüzyılın sonlarında delindiği artık Müslüman asıllılarında rahatlıkla localardaki toplantılara katılabildiği o tarihteki ünlü masonların isimlerinden anlaşılmaktadır.(Ahmet Vefik Paşa – Talat paşa – Mustafa Rahmi vs vs. )

Osmanlı imparatorluğunda bilinen ilk Müslüman asıllı mason Said çelebidir.1738’de başlayan Türkiyedeki masonik faaliyetler yüzyıl boyunca çok derin ve sessizden devam etti.Millet durumu ayıktığında iş işten geçmişti zaten.Bu esnada örgütün zararlarının farkına varan bazı yazarlarda tepkilerini göstemeye başlamışlardı. Sikleyen kim ? Kimse.Türkiye masonluğunun 1. döneminde masonlukla ilgili gelişmelerin belirgin hal almasının Kırım savaşı yıllarında başladığı kabul edilmektedir.1853 yılında patlak veren Kırım savaşında Osmanlı topraklarının çeşitli bölgelerinde bulunan Fransızlar İngilizler ve Sardunya krallığı emrindeki İtalyanlar bir çok loca açtılar. Yasaklanmış olmasına rağmen bir çok Müslüman asıllı Osmanlı vatandaşı bu localardaki toplantılara düzenli olarak katılmışlardır.Osmanlı imparatorluğu topraklarında Türkçe olarak faaliyet gösteren ilk locanın adı Orhaniye locasıdır.Türkiyedeki masonik yayınlar bu locayı ilk sözde milli mason locası olarak kabul ederler.Sultan Abdülaziz’in tahta çıkmasıyla başlayan Avrupayla iyi ilişkiler masonlar içinde rahat faaliyet gösterbilme döneminin başlangıcı oldu.Bu dönemde masonluğun Türkiyedeki tarihi açısından en kayda değer gelişme ser locasının açılması olmuştur.Ser locasının üyeleri arasında sultan 5.Murat , Şehzade Nurettin efendi , Şehzade Selahattin efendi , Sadrazam Keçeci Zade Murat Paşa , Şinasi gibi bir çok yazar devlet adamı gazeteci ve zengin Osmanlı tüccarları bu locanın aktif üyesiydiler.
. Artık masonluk adını Osmanlıda ciddi bir şekilde duyurmuştu.O dönemde en etkili mason devlet adamıysa Sadrazam Mustafa Reşit Paşaydı.Türkiye masonlarının yayın organı Mimar Sinan dergisine göre Türkiye tarihinin en önemli başbakanı Mason Mustafa Reşit Paşa , ilerleyen yıllarda Osmanlı imparatorluğunun çöküşünün öncüsü olacaktır.


Diğer 3 bölümü hızlıca aktarıyorum ilerleyen günlerde paylaşırım. Kısa gibi gelsede bilgileri kontrol edip yazıya dökmek baya uğraştırıyor. 

20 Haziran 2011 Pazartesi

Barnaba İncili ( Barnabas) | Apokrifa (-apocrypha-)

Barnaba İncili Yeni Dünya düzenine ve Tek Din Tek Devlet planına karşı olacağı için   İlluminatiyi yakından alakadar eden bir konudur. Hemen bu konuda sitedende bulabileceğiniz kısa bir sunuş paylaşayım kafanıza otursun.

-Sunuş-


Barnabas aslen Kıbrıslı olup yahudi bir aileden doğmuştur. Asıl adı Joseph (Yusuf) tur. Barnaba ise teselli oğlu anlamında ona sonradan verilmiş bir lâkaptır. Barnabas'ın kaleme aldığı incil, İsa'nın bir şakirdi, yani zamanının çoğunu, mesajını yaydığı üç yıllık süre içinde bizzat îsa'nın yanında geçiren bir kişi tarafından yazılmış ve bugüne kadar gelmiş, bilinen tek İncil'dir. Kabul edilmiş dört İncil'in yazarlarının aksine, o İsa ile doğrudan teması olmuş ve öğretisini doğrudan İsa'dan almış biriydi.
Barnaba İncili, MS. 325'e kadar İskenderiye Kiliselerinde Kanonik (-gerçek-sahih-) bir İncil olarak kabul ediliyordu. Tevhid (-Allah'ın birliği inancı-) lehinde yazan Iraneus'un (MS.130-200) yazılarından, bu İncil'in İsa'nın doğumundan sonraki birinci ve ikinci yüzyıllarda elden ele dolaştığı anlaşılmaktadır. Putperest Roma dininin ve Eflâtun'un felsefesinin İsa'nın aslî öğretileri içine girmesinden sorumlu olmakla suçladığı Pavlus'a karşı çıkan İraneus, kendi fikirlerini desteklemek için Barnabas İncili'nden geniş alıntılarda bulunmuştur.


Buradan anlayacağınız gibi Barnaba incili bizzat Hz İsa ile alakalıdır başkası tarafından yazılmamıştır.

İznik Konsülü 325 Yılında Yüzlerce Yazımla Birlikte Barnabas İncili'ni de Yasaklıyor

325'te ünlü İznik Konsülü toplandı. Teslis Pavlus Kilisesi'nin resmî inancı olarak ilân edildi ve bu kararın sonuçlarından birini de, o zaman elde bulunan üçyüz kadar İncil'den dördünün Kilise'nin resmî İnciller'i olarak seçilmesi oluşturdu. Bunlar, Matta, Markos, Luka, Yuhannâ'nın yazdıkları İncîllerdir. Özünde Eflâtûnun ortaya attığı trinite fikri, İsa'dan sonra 1'inci ve 2'inci yüzyıllarda kaleme alınan bu İncîllerde yer aldı. İçlerinde Barnabas İncili'nin de bulunduğu diğer înciller'in bütünüyle yok edilmesi emredildi... Geçerliliği tanınmamış Inciller'den birini yanında bulunduranın öldürüleceğine dair emir çıkarıldı...

M.S. 366'da papa olan Damasus'un (304-384), Barnabas İncili'nin okunmaması hakkında buyrultu yayınlandığı kaydedilir. Bu buyrultu M.S. 395'te ölen Sezarya piskoposu Gelasus tarafından desteklenmiştir. Bu piskopos İncil'i Apoler; fal kitaplar listesine almıştır. Apokrifa (-apocrypha-) basitçe 'halktan gizlenen' demektir. Böylece, daha bu aşamada İncil kimsenin eline geçmez olmuştur...


Pavlus Kilisesi 1700 Senedir Barnabas İncilini İmha Etmeye Çalışıyor

Barnaba Incili'yle ilgili daha bazı buyrultular da vardır. 382'de Batı Kiliseleri Buyrultusu'yla ve 465'te papa Innocentın buyrultusuyla yasaklanmıştır... Tüm bu buyrultular Şansölye Seguier (1558-1672) Kütüphanesi'ndeki B. de Montfaucan (1655-1741) tarafından hazırlanmış Yunanca elyazmalar katalogunda anılmaktadır...



Barnabas İncili'nin Dikkat Çekici Yolculuğu

İmparator Zeno'nun yönetiminin dördüncü yılı olan M.S. 478'de Barnabas'ın mezar ve kalıntıları keşfedilmiş ve kendi eliyle yazılmış İncili'nin bir nüshası göğsünün üzerinde bulunmuştur. Bu olay, 1698'de Antwerp'de yayınlanan Acta Sanctorum, Boland Junii, Tome II, sayfa 422-450'de geçmektedir...
Barnaba încili'nin, buradaki metne de kaynaklık eden, İngilizce çevirisine esas olan el yazması Papa Sextus'un (1589 -1590) elindeydi. O'nun, kendinden pek çok alıntılar yapmış olan Iraneus'un yazılarını okuduktan sonra Bamabas încili'ne büyük ilgi duyan Fra Marino adında rahip bir arkadaşı vardı. Bir gün bu rahip Papa'yı görmeye gitti. Birlikte öğle yemeği yediler ve sonra Papa uykuya daldı. Peder Marino Papa'nın özel kütüphanesindeki kitapları karıştırmaya başladı ve Bamabas İncili'nin İtalyanca bir el yazmasını ele geçirdi. Bunu cübbesinin yenine gizleyerek oradan ayrıldı ve kitapla birlikte Vatikan'dan çıktı. Sonra bu el yazma elden ele dolaşıp, nihayet Amsterdam'da, «hayatı boyunca bu parçaya büyük bir değer verdiği sık sık işitilen büyük bir isim ve yetkiye sahip bir kişi»ye ulaştı. Onun ölümünden sonra, Prusya Kralı'nın danışmanlarından John Frederick Cramer'a geçti. 1709'te Cramer bu el yazmayı ünlü 'kitap kurd'u saray prensi Eugene'e sundu. 1738'de kitap, Prens'in kütüphanesiyle birlikte Viyana'da Hofbibliothek'e geçti ve hâlâ oradadır...
Erken kilise tarihçilerinden önemli bir zat olan John Toland, bu yazmayı incelemiş ve ölümünden sonra 1747de basılmış olan muhtelif çalışmalarında ona atıflarda bulunmuştur. İncil hakkında şöyle der: «Bu, tıpkı kutsal bir kitap görünümündedir.»
İtalyanca elyazma Canon ve Bayan Beggo tarafından İngilizce'ye çevrilerek, 1907'de Oxford Üniversitesi Basımevi tarafından basılıp yayınlandı. Bu İngilizce çevirinin hemen tüm nüshaları birden ve esrarengiz bir şekilde piyasadan kayboldu.

Bir anlatıma göre, Barnabas İncili'nin basımından habersiz olan Vatikan yayım satım gününden hemen önce haberdar olunca acilen aldığı bir kararla kitabın satıma sunulacağı her kitapçının önünde yüzlerce kişilik kuyruklar oluşturularak tüm basımların alınıp imha edilmesi şeklinde rahip ve rahibelere talimat vermiş. Sonrasında gücünü kullanarak kitabın yeni baskılarının yapılmasının önüne geçmiş.

Ancak, bu defa bazı kütüphanelere dağıtım öncesi gönderilen basımlar gözden kaçmış. Bugün için, biri British Museum'da, diğeri Washington'da Kongre Kütüphanesi'nde bulunmak üzere, 1907 tarihli ingilizce basımın yalnızca iki nüshası biliniyor. Bu tarihten sonraki ilk baskı ise 1979'da gerçekleşti. Kongre Kütüphanesi'ndeki nüshanın mikrofilm kopyasını alan pakistanlı müslüman bir araştırmacının sayesinde, 72 sene sonra kitabin yeni bir baskısı yapılabildi..(-Jesus, A Prophet of islam, Londra, 1979, s : 39 - 42).

Pavlus Öğretilerine Uyan Hiristiyanların Barnaba İncilini İnkar Çabaları ve Tarihi Gerçekler:


Hristiyan literatüründe Barnaba İncili'nin adı nerede geçmişse, oraya bir muhalefet şerhi konmuş, bu İncil'in, sahte ve uydurma olduğu, dolayısıyla reddedilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Hattâ bu İncil'in, bir müslümanın hayal gücünün bir eseri olduğu iddia edilmiştir. Bu, iddia tarihi hiç bir dayanağı olmadan inkar amaçlı olarak ortaya atılmıştır; çünkü böyle bir kitap müslümanlar tarafından bilinmiyordu. Eğer bilinseydi pek çok eserde ondan söz edilirdi. Taberî, Mes'ûdî, Ya'kûbî, Bîrûnî, İbn Hazm, İbn Teymiyye gibi hiristiyan kaynaklarına vâkıf olan yazarlar, Hristiyanlık ve onun kutsal kitaplarından bahsederken, Barnabas İncili'ne en ufak bir işarette bile bulunmamışlardır.
George Sale'in, 1734 yılında, Kur'an'ın İngilizce çevirisinde bundan bahsetmesinden önce müslümanlar, Barnabas İncili'nin adını bile duymamışlardı. İbnü'n-Nedîm tarafından 995 yılında ve Hacı Halife tarafından 1657'de hazırlanan, geniş birer bibliyografya eseri olan 'el-Fihrist' ve 'Keşfü'z-Zünûn' adlı kitaplarda da bu İncil'in adı geçmemektedir. Bu eserlerin yanısıra 18'inci yüzyıl öncesi süreçte müslümanlarca kaleme alınan ve bugün bilinen hiçbir metinde bu İncilin isminden ya da içeriğinden bahsedilmediği gibi islam uygarlıklarında söylenti-hikaye-efsane düzeyinde dahi adı bir kayda geçmemiştir.

Hz. Muhammed'in Doğumundan 75 Sene Önce...

Barnabas İncili'nin müslümanlar tarafından yazılmadığının bir delili de şudur: Hz. Peygamber'in dünyaya gelişinden 75 yıl önce (M.S. 496), Papa I.Gelasius döneminde 'yanlış ve dînî düşüncelere aykırı kitaplar' adı altında hazırlanan listede (-Decretum Gelasianum-), Barnabas İncili'nin adı geçmektedir. Ayrıca 7'inci yüzyıl öncesinden günümüze gelen ikinci ve farklı bir belgede yasaklanan 60 kitap içinde (-List of the Sixty Books-) Barnabas İncili de yer almaktadır. Barnabas İncili'nin tarih boyunca aslında var olmadığı şeklindeki iddialara değinen Avustralyalı bilim adamı(-La Trobe Universitesi Bendigo-) Dr. Rodney Blackhirst, bir bilimsel makalesinde yukarıdaki iki listeye dikkat çekerek, şöyle demektedir:

«Bazıları, ortaçağın sonlarında Barnabas İncili isimli yazıma rastlanılması öncesi süreçte, böyle bir incilin tarihsel olarak var olmadığını kesin bir güvenle iddia ediyorlar. Oysa farklı yüzyıllardan, iki ayrı liste bunun tersini kanıtlıyor. İki listede de aynı yanlışın olması, aslında olmayan bir şeyin yanlışlıkla iki ayrı listede de "Barnabas İncili" adıyla yer alması mümkün müdür? "60 kitap listesi" sadece bu tek konuda yanlış olabilir mi? Barnabas İncili'nin hiç var olmadığı iddiası kimilerinde, bu incilden bugüne hiç bir parçanın gelmediği iddiasına yerini bırakıyor. Fakat o zaman "60 kitap listesi"nde yer alan kitaplardan sadece Barnabas İncili'nin bir iz bırakmadan kaybolması gibi bir sonuç akla yatkın olacak mıdır?»


Barnabas İnciline getirilen bu yasaklamalar, o çağlarda, bu İncil'i yazacak bir müslümanın var olamayacağını açıkça gösteriyor. Çünkü o zaman daha Hz. Muhammed (doğumu 571) bile doğmamıştı.
Ayrıca yukarıdaki delillere ek olarak şunu vurgulamak yerinde olacaktır: Allah ve bir Peygamberi hakkında yalan söylemek demek olacak böyle bir sahtekarlık; yani bir incil uydurma eylemi; yalancılık ve sahtekarlığa karşı duruşu ve doğruluk ve dürüstluk ahlakını Hz. Peygamber ve Kuran'dan alan bir müslümandan beklenemez. Böyle bir şeyi iddia edebilenler, bazı değişiklikler ve tahrifler yaşadığı Bismarck, Dr. Morris, Spinoza, Goethe ve daha nice batılı entellektüeller tarafından kabul ve ifade edilen 4 İncilin dışında ve 2000 sene önceki orjinal halinde veya orjinal haline yakın olarak gerçek İncil'den içinde güçlü yansımalar bulunan bir metinle karşılaşmanın şok ve şaşkınlığı ile bunu yapıyor olmalılardır.
Alman Protestan Kilise Komisyonu'nun kontrolünden geçerek basımına izin verilen eski ve yeni Ahid çevirileri, şu sunuşla başlar:

«Kutsal kitap gökten inmiş değildir. Eski Ahid (-Tevrat-)'in 39 kitabıyla dört İncil yüzlerce yılda yavaş yavaş gelişmiş ve son şeklini almıştır.»

 Burada tevrat ve incil üzerinde tarih boyunca tahrifat ve değiştirmeler yapıldığı gayet net bir şekilde kilise tarafından, ifade ediliyor.Kimse çıkıpta bi siktir git işine böyle hikayemi olur demesin.

Hakkari'de 1983 Yılında Bulunan Barnabas Nüshası

1983′te Hakkari civarında bir mağarada, İsa Peygamberin konuşma dili olan Ârâmî dilinde ve Süryânî alfabesi ile yazılmış ceylan derisinden bir kitap bulunduğu ve bunun Barnaba İncili olduğu, yurt dışına kaçırılmak istenirken kaçakçıların yakalandığı ve kitabın bir yerde muhafaza edildiği ifade edilmektedir. Kitabı bulanların, kitabın içeriğini anlamak amacıyla, Aramice Uzmanı Filolog Hamza Hocagil'e kitabın ilk sayfasını getirdikleri, Hocagil'in tercüme ettiği sayfaya göre bu kitabın Barnabas İncili olduğu ve aşağıda bulunan incil metninin girişine benzer ifadelerin bu sayfada yer aldığı detayları verilmektedir. (bk. İlim ve Sanat, Mart-Nisan 1986, sayı: 6, s. 91-94).

Pavlus Öğretileri ve Resmî Roma Hristiyanlığı

Paulus=Pavlus=Pavlos=Bolis, Tarsus’lu Saul MS 10-67 yılları arasında yaşadı. Pavlus Roma Yurttaşlığı’nı kazanmış yahudi bir aileden geliyordu. Bu nedenle hem Yahudi adı Saul’u hem de Romalı Adı Pavlus’u kullanıyordu. Yahudi önderi I.Gamalyel dönemi’nde Kudüs’de hahamlık öğrenimi gördü.
İlk dönemlerinde bağnaz bir Ferisi (-yahudi din adamı-) olarak Hristiyanlığı Yahudilik karşısında büyük bir tehdit saydığı için Kilise Üyeleri’ne yönelik kıyımlarda, yüzlerce inananın öldürülmesinde etkin roller oynadı.
Daha sonraları, «inananların peşine düşerek Şam'a giderken yolda İsa’nın görüntüsü’yle karşılaştığını, böylece tevbe ettiğini» iddia etti. İddiasını doğru kabul eden hristiyanların arasında yaşadı. Kısa bir süreç ardından ise bir topluluğun lideri haline gelerek inananlar arasında önemli ayrışmalara neden oldu. Dini yahudi olmayanlar arasında yayması farklı yönlerinden birisidir.
Hristiyanlığın bir Yahudi Mezhebi olmaktan çıkıp bir Roma Dini’ne dönüşmesine belirleyici katkı’da bulunan kişidir Pavlus. Yeni Ahid’in yaklaşık 1/3 ünü oluşturan mektupları günümüze ulaşmış en eski Hristiyan Metinleri’dir ki bugünkü Hristiyan İlahiyatı’nın temellerini oluşturur. Yeni Ahid’deki Resullerin İşleri Kitabı’nın yarıdan çoğu Pavlus’un etkinlikleri’ni aktarır.
Romanın resmî dini haline gelen hristiyanlık pavlus'un takipçilerinin dini anlayışını yansıtır. Roma kilisesi=Pavlus kilisesi, tevhide (Allah'ın birliği inancı) inanan ya da buna yakın diğer hristiyan mezhep ve topluluklarını ortadan kaldırmak için mücadele etmiş. Bu uğurda afaroz (dinden atma) ve ölüm cezaları uygulamış ve bunlarla korkutmuştur.


Barnabas İncil'inde Çelişkiler Olduğuna Dair İddialar Hakkında

Yukarıda sıralananlara gözatıldığında Barnabas İncili'nin tarihsel sürecinde müslümanların bir katkıları olmadığı açıktır. Müslümanların bu İncile ilgilerinin sebebi bir Peygamber olarak kabul ettikleri Hz. İsa'nın gerçek yaşam kesitlerine ve Allah'ın gönderdiği kitaplardan biri olduğuna inandıkları İncilin gerçek haline duydukları doğal meraklarıdır.
Bu incilin 2000 sene önceki gerçek incilin tam olarak aynısı olduğunu da iddia edemeyiz. Çünkü, Kanonik kabul edilen diğer 4 incil gibi bu incil de Hz. İsa'nin dili olan aramice değildir, belki en azından birkaç kere tercüme edilmiş bir metindir; örneğin, Aramiceden önce grekçeye sonra latinceye daha sonra italyancaya çevrilmiş olabilir. Türkçe çeviriye kaynaklık eden ingilizce metin ise halen Viyana Hofbibliothek'te bulunan italyanca nüshadan bu yüzyılın başında tercüme edilmiştir. Bu tercümeler esnasında mütercimlerin yetkinlik derecelerinin ya da bilgisel yetersizliklerinin; kasıtsız-teknik kelime yanlışlıklarının roller oynadığı pekala düşünülebilir.
Bu incil vasıtasıyla sezilen ve tarihsel süreciyle varılan sonuç "asıl incil'den" güçlü esintileri yansıtmasıdır.
Çelişki olarak iddia edilenler metinde yer alan temel konu doğrultularında değildir, tam tersine, Barnabas İncili'ni diğer incillerden ayıracak en açıklayıcı kelime "baştan sona tutarlılık" olacakdır.

"Nasıra'ya doğru gemiyle yola çıkmak"

En çok çelişki iddiasının vurgulandığı yer, 151'inci bölümde İsa ve Havarileri'nin Nasıra'dan Kudüs'e yaptıkları yolculuğun çok özet anlatımıyla ilgilidir. Kudüs'ten Nasıra'ya yapılan bir yolculuk ise 20'inci bölümde detaylı şekilde anlatılmıştır. Çelişki iddiasını seslendirenler 151'inci bölümden, "Nasıra'dan Kudüs'e gemiyle gidildi" anlamının çıkarılmasını istemektedirler. Oysa 20'inci bölümde Kudüs'ten Nasıra'ya yapılan yolculuğun güzergahı dönüş yolu için de geçerli olmalıdır.

Yol güzergahını anlayabileceğimiz 20'inci bölüm "İsa Galile Denizi'ne gitti ve bir gemiye binerek Nasıra'ya doğru yola çıktı. Bu sırada denizde büyük bir fırtına başladı." cümleleriyle başlar. Yolculuk esnasında önce Galile Gölü civarına uğranıldığı, yolculuğun bir kısmının Galile Gölü üzerinden gerçekleştiği anlaşılır ve herhangi bir çelişkiden sözedilemez. Yolculuk güzergahları mevcut yol alternatiflerine, yolların durumuna, güvenliğine veya başka amaçlara uygun olarak belirlenebilir. İki bin sene önceki yollar ve yol alma koşullarına uygun bir güzergahın tercih edilmiş olduğu düşünülmelidir.

Kudüs, Nasıra ve Galile Gölü arasında bugün yer alan karayolları uzunlukları şöyle: Kudüs'ten Galile Gölü'nün Kudüs'e en yakın yeri olan Dganya Bet'e 156 km (5-6 günlük yürüyüş mesafesi), Tiberias yani Galile Gölü'nün Nasıra'ya en yakın yerinden Nasıra'ya 30 km (Bir günlük yürüyüş mesafesi) Kudüs'ten doğrudan Nasıra'ya 160 km (5-6 günlük yürüyüş mesafesi). Görüldüğü gibi bugün mevcut yol alternatifleri arasında bile yol süreleri açısından büyük farklar yoktur.

Ayrıca, 20'inci bölümde; "Nasıra kentine gemiyle yanaşıldığı" da yer almaz, sadece, "Nasıra kentine gelince" denmektedir. Aynı şekilde 151'inci bölümde"Kudüs limanından" bahsedilmez.

Barnabas İncili'nde güya "Nasıra Limanı'ndan", "Nasıra'ya gemiyle gidildiği"nden ve "Nasıra'dan Kudüs'e gemiyle gidildiği"nden bahsedildiği ileri sürülerek bir yapay "çelişki" algısı uyandırılmak istenmektedir.Yukarıda yer alan objektif-net-tarihi verilere karşı, duygusallığı yansıtan bir alaycılık ile gerçeklikten kopan demogojik yaklaşımlara yönelebilen bazı çevrelerin yukarıda adı geçen onlarca tarihi belgeye göz gezdirmeleri, hiç değilse kolayca edinebilecekleri Dr. Rodney Blackhirst'a ait yukarıda bir yargı paragrafı alıntılanan makaleyi okumaları önerilebilir.

Diğer bir çelişki iddiası farklı dönemlerde Romalı valinin (Plate=pilatus=pilotus) ismi hakkında dile getiriliyor ki, bu eğer tercümelerden kaynaklanan bir hata değil ise, iki türlü açıklanabilir: İsa'nın 33 senelik hayatı boyunca aynı kişinin valiliği sürdürdüğü.. Ya da iki ayrı vali ise aynı ismi taşıdıkları...

İsa Peygamberin 119'uncu bölümde şekerle ilgili verdiği bir örnek sözkonusu ediliyor. Barnabas İncili'ndeki metin anlatımından o dönemde şekerin çok değerli olduğu anlaşılıyor. İsa döneminde şekerin bilinmediğini savunan bazı itirazcılar, şeker pancarından şeker üretimi bilgisinin 7'inci yüzyıldan önce bölgeye ulaşmadığını iddia ediyor. Öyle bile olsa, herhalde durdukça şekerlenen bal ve pekmez gibi tatlı besinlerden de şeker yapılabileceği gözardı ediliyor.

Şu da gözönünde tutulmalıdır ki, yukarıda da belirtildiği gibi bazı detaylarda asırlar boyunca yapılan çevirilerde, tercüme ya da teknik yanlışlıklar mümkün olabildiği gibi çelişki iddialarının argümanlarında da duygusal nedenlerden ya da yanlış bilgilerden kaynaklanan bazı yanlışlar olabileceği gözardı edilemez.

Çünkü, Barnabas İncili bugünkü hristiyan dünyasının da temel aldığı Pavlus yaklaşımına sarsıcı bir yalanlama ve karşı çıkışı da barındırmaktadır..

Tam da bu nedenle asırlar boyu (1700 senedir) tamamen imha edilmek istenmiştir.



Hz. İsa Peygamber neden "Gelecek Mesih ben değilim" diyor?

Mesih nitelemesini İsa'dan sonra gelecek Peygamber hakkında telaffuz edilmesi, Hz. İsa'nın Mesih olmadığından değil, metinden de anlaşılacağı üzere o dönem topluluklarının Mesih denildiğinde bunu en son gelecek Allah'ın Elçisi olarak algılamalarıdır. İsa, "Sen Mesih misin?" şeklindeki sorulara yanıt verirken kendinden sonra gelecek Allah'ın Elçisi'nden haber vermektedir. Barnabas İncili'nin ilk başlığında, girişi ve 6'ıncı bölümünde de İsa Peygamber için "Mesih" denmektedir.

İsa peygamberin "Sen Mesih misin?" şeklindeki soruya verdiği cevabı bu gerçeği gösteriyor:

«..Çünkü ben, sizin «Mesih» dediğiniz, benden önce yaratılmış ve benden sonra gelecek ve inancı (dini) son bulmasın diye gerçeğin sözlerini getirecek olan Allah'ın Elçisi'nin ayakkabılarının iplerini veya çoraplarının bağlarını çözecek değerde değilim.» Tahrifler sonucu sürrealist ve ancak ruhban derecelilerin anladığı(!) anlaşılmaz semboller anlatımı haline gelen ve bünyesinde tahrif ve değişmelerden doğan yanlışlardan yüzlerce sancıyı taşıyan 4 kanonik (!) incilden örnekler vererek, gerçek ve pek çok "çelişki"leri gerçek anlamda göstermek mümkündür. Bu çelişkiler doğu ve batıda, yerinde ve yeterince ele alınarak ilgilenenlere gösterilmiştir. Alman Protestan Kilise Komisyonu'nun, yukarıda yer alan, incile yazdığı sunuş yazısı da bu gerçeğin başka türlü bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Barnabas İncili, anlaşılmaz hale getirilmiş bir dinin özündeki gerçek halini; aydınlık ve açıklığı, Peygamberlerle iletilen ilahi mesajların tazeliğini okuyanlara hemen hissettiriyor. Barnabas İncili'nin Matta, Yuhanna, Luka ve Markos ile kıyaslamalı okunuşunda, diğer incillerdeki çıkarmalar ve değiştirmeler nedeniyle nasıl anlam bütünlüğünün bozulduğu ve cümle düşüklükleri oluştuğu, böylece yarım ya da aralarda kalan konu ve cümlelerin aslında nereden başladığı ve nasıl geliştiği de ortaya çıkıyor. Ve nasıl insafsız bir tahrif budamasına maruz kaldıkları da anlaşılıyor.


-Sunuşun Sonu- 


Kısaca özetleyecek olursak Barnabas incilinin diğer incillerden farkları şudur.

1- Barnabas İncili, Hz. İsa'nın ilâh veya 'ın oğlu olduğunu kabul etmez. 
2-Hz. İbrahim'in kurban olarak takdim ettiği oğlu Tevrat'ta belirtildiği ve hristiyan inançlarında anlatıldığı gibi İshak değil, İsmâil (a.s.)'dır.
3-Beklenen Mesih Hz. İsa değil Hz. Muhammed'dir. 
4-Hz. İsa çarmıha gerilmemiş, Yahuda İskariyoth adında biri ona benzetilmiştir. 

         Şimdi ise bu konu ile ilgili kanıtlayacak nitelikte haberler paylaşacam.

Apokrifal
Vatikan'ın okunmasını yasakladığı Barnabas İncili'nin ilk nüshası, Hakkâri'de köylüler tarafından rastlantı sonucu bulunur. Aramice yazılı metni okuyan Prof. Dr. Hamza Hocagil, iki bin yıllık tarihi bir metni okumanın hayatını nasıl değiştireceğini o gün tahmin edememiştir. Hz. İsa'nın Hz. Muhammed'i haber verdiği ve O'na iman edilmesi gerektiğini söyleyen sözleri açıklanırsa, Vatikan'ın iki bin yıldır gizlediği bir gerçek ortaya çıkarılacaktır. Fakat o günden sonra hem Barnabas İncili'ne ait nüsha, hem de bu konuyla ilgilenen şahıslar hedef alınır.

Olay, JİTEM'e bağlı isimlerin Kıbrıs'ta Aziz Barnabas'ın mezarını soymalarıyla farklı bir boyut kazanır. Veli Küçük'ten Rauf Denktaş'a kadar birçok önemli kişinin konuyla ilgili olduğu iddia edilir. KKTC'de soygunu araştıran Gazeteci Kutlu Adalı, aldığı tehditlerden kısa bir süre sonra öldürülür. Adalı öldürülmeden kısa süre önce, Abdullah Çatlı'nın Kıbrıs'a geldiği tespit edilir.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın isteği ve üst düzey komutanların görevlendirmesi ile Barnabas İncili'ni tercüme etmeye başlayan Prof. Dr. Hocagil, çalışmalarına İsrail'de de devam eder. Çalışma arkadaşı, İsrail Cumhurbaşkanı İsak Rabin'in torunu Viktoria Rabin'dir. Viktoria Rabin, İncil'in gerçek nüshalarını okuduğunda Kelime-i Şehadet getirip Müslüman olur. Fakat yaptığı kazı çalışmalarında 10 Emir ve Zebur'un izini sürerken, Etiyopyalı bir zenci tarafından öldürülür.

Barnabas İncili, 'Ergenekon' tarafından Yunanistan'a satılmak istenir. İncil'e ait nüshalar, Vatikan'da görevli Kardinal Mario'ya verilmek üzereyken Kardinal Mario, 'açıklanamayan bir sebeple' hayatını kaybeder. Olaylar, gizli bir örgütün planlaması ile çok farklı boyutlar kazanır.

Bugün, Genelkurmay Başkanlığı Özel Harekat Dairesi'nde özel güvenlikli bir bölümde saklanan nüshalar açıklanırsa, dinler tarihi başta olmak üzere, tarih yeniden yazılacaktır.

(Tanıtım Yazısından)

Her şey barnabas incili için mi acaba?
Barnabas incilinin 4 nüshası var.
1'i Irakta (amerika tarafından işgal edildi)
1'i Afganistanda(amreika tarafından işgal edildi)
1'i Kudüs'te (israil tarafından işgal edildi)

1'i Anadoluda ve saklanıyor.Eğer açıklanırsa herkes müslüman olacak.


13 Haziran 2011 Pazartesi

İlluminati'ye Hizmet Eden Kişiler Bölüm:1

Derinlemesine bi anlatım değildir.  Kimlerin bunlara hizmet ettiğini göstermek amaçlı kısa bir yazıdır. Onun için bri kaç örnekle geçiştirecem.

Paylaşacağım kişiler kesinlikle illuminatiye hizmet ediyor. Olasılıkla birşeyler  yazmıyorum.Olasılık katacak olursam her hareketten bir teori üretir Müslüm Gürsesi de İlluminatici yaparım Ajdarı da. '' Müzik endüstrisi ve illuminati '' başlığına bakmamışlar ve Gelenler Belgeselini izlememişler için kısaca paylaşıyorum. Burda yazılanlar hikaye gibi geliyorsa '' Müzik Endüstrisi Deşifre - Müzik Endüstrisi ve İlluminati İlişkisi '' başlığının içeriğine bakın ve Gelenler belgeselini izleyin.  Bu işten bir çıkarım yok. O yüzden inanıp inanmamanız beni çok ilgilendirmemekle birlikte size kalmıştır.

Edit: Güncellenmiştir. 22.09.2011


                                                   Justin bieber

                                               
                                                       Aynı zamanda buda videosudur.                                                                                                  Rihanna                                             Bunun Maşşallahı var zaten. 
Burda Baphomet'e Benzemeye Çalışmıştır.
Buda Video
  
                                                                                                                                      Jay - Z 
                                                      Kendisi tabir yerindeyse ortalık orospusudur.Bi onun yanında bi bunun yanında. Doğu - batı çatışması tekrar fitillenirse snoop dogg ile birlikte façayı çizdiren ilk kişi olacaktır.
                                                                                                                                                                            Drake
                                                                                                                                                                                    Madonna                                                                  
                                                                                                                                                                                                                               Video                                      
                                                                     Burda yaptığı ritüeli anlamayanlar gelenler serisini kesinlikle izlemelidir.                                                                         Shakira
                                                  Şekera Şekeraaaaaaaa .  Kolyeye dikkat.
                                                                                     Tek göz poz verdiği bir fotoğraf. Kolyesine bakın .Rengini de belli etmiyo.
                                                                                                                                                       Beyonce
                                                                                                     O baphometmi acaba ?
                                                      
                                                 
                                                      Bizimki burda da çıktı ortaya.                                                                                                                  Britney Spears                        Bunun hakkında öyle pek bir resim yok ama deden bile biliyodur illuminatiye hizmet ettiğini.  Yinede klibinden resim koyayımda ben illuminatiye sahte uzaylı saldırısına sen bağla.
                                                                                                                                      Lady GaGa  Sıra geldi kuru fasulyenin faydalarına.Ben illuminaticiyim diya bağıran en büyük sanatçı budur. En gözdeleri de.
                                 El 666 pozisyonunda. Karşıda halıya benzeyen sikimsonik şeyde de pirmat içinde göz var. Bu pozisyondan daha onlarca anlam çıkarıyolar hiç girmeyeyim oralara.       
     Gaga burda Kızıl kadını temsil ediyor.İlluminatiden çıkan Eminem bunları bildiği için göz dağı veriliyor. Eminem'in beti benzi atmış zaten  Gaga o kılıkla karşısına gelince. Kızıl kadın nedir diyeceksiniz. Bende size tekrar gelenleri izleyin diyecem.Sadece merakınız bu olduysa Gelenler Bölüm 13'ü açın.
                                                                            Pink Floyd                                       Sembolleri ortada. Şarkı sözlerine burdan bakabilirsiniz                                       http://www.anatolianrock.com/Pink_Floyd/sarki_sozleri.htm                            Facebook Fan Sayfasındaki profil resmi : http://www.facebook.com/pinkfloyd
                                                                                                                                                          Christina Aguilera      Aşağıda İlluminatiye kabul edildiği video var .  Britney ayrılıyor Aguilera kabul ediliyor. Sonra Britney'e yapılanlar ortada zaten. Saçsız fln kalmıştı. Sonra tekrar girmek zorunda kaldı.
                                                                                                                    Justin Timberlake 
                                                                                
                                                   Diğerleri ;  
Bu resim bizi 90lara götürüyor. Amerikan güreşine. En öndeki Hollywood Hogan reyiz. T-shirtlerindede Nwo yazıyor.( New world Order = Yeni Dünya Düzeni )
Acun'un bilmeden Jack Jones t-shirt'i giyme ihtimali var. Ama hakkında onlarca şey dönüyor. Kimse kesin bi yargıyla yaklaşmasın Acun Ilıcalıya.İluminatiden mi değil mi bilemem ama başbakanın annesi ölünce yayın kesip van depremi olduğu hafta yayını devam ettiren birinin bunlardan farkı yoktur gözümde. http://www.vidyotup.com/video/144219/Acun-Ilıcalı-Deşifre                                                      Sertap Erener Ve Tarkan        İkiside sabetaycı olduğu için ortak paydada aldım. Şimdi bazı kahramanlar çıkacak sabetaycıların eti ne budu ne diyecek. Ama öyle değil o işler.Yahudiler zamanında kendilerine gelecek mesihi bekliyolardı. 1665'te sabetay sevi yahudiliğini ilan etti. İleri gelen yahudiler Osmanlı devletine bunu şikayet edince  müslümanım dedi.Ama halen aynı davranışı sürdürünce Arnavutluk'a sürüldü.Selanikli bir kızla tanışıp evlendi Selanik'e yerleşti. İstanbul  İzmir ve Arnavutluk'tan gelen 200 civarı aile Selanik'e yerleşti ve burayı cemaatin merkezi yaptılar. Çocukalrını Fransada okuttular, İlk özel okulu açtılar , milliyetçilik akımının öncülüğünü üstlendiler büyük oranda güçlendiler.( Jön Türk ve Ittihad Terakki ) .Lozan antlaşmasıyla 25 bin civarı sabetaycı İstanbula geldi . Hepsi 2-3 dil bilen burjuvazi ve iş adamı kökenli insanlardı. Bunun sayesinde devletin önemli yerlerinde göreve getirildiler. Çoğunluğu masondur. Bir çok dini akımı çıkarmışlardır , içlerine sızmışlardır.Laikliği ve Atatürkçülüğü kullanmışlardır. Görünürde müslüman olsalarda sabetaycı oldukları için dindar ailelerin özgürlüklerini ve hürriyetlerini sürekli kısıtlamışlardır.Medyanın büyük bir bölümü ellerinde olduğu için kamuoyunu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmişlerdir. Sabetaycılık hem müslümanlar hem yahudiler tarafından kabul edilmez. Bu yüzden çoğu masonluğu seçmiştir.Sebatay Sevi'nin manifestosunu dayandirdigi Kabbala yorumlari cumhuriyetin ilk yillarinda gizlice Israil'e goutrulur.

SEVI'NIN ILKELERI
Halikin birligine inanin...
Kurtarici Mesih'tir, Sevi Davud'tan gelir...
Tanri'nin adina yalan yere yemin etmeyin
Mesih'in sirri icin ictima yapin
Davud'un Mezamiri gizli gizli okunsun...
Turkler'in gozlerini ortmek icin adetlerini yapin
Muslumanlarla nikah yapmayin  
  İşte böyledir Sabetaycılar. Sertap Erener ve Tarkanda sabetaycı bir aileden gelir. Yükselmelerinin büyük bi nedeni yeteneklerinin yanında budur. Sabetaycıların çoğunluğunun da ne olduğu ortadadır. Ha bütün sabetaycılar böylemidir ? Hayır. Ama Tarkanın bu pozlarının ve Sertap Erener'in dansçılar piramidinin tesadüf olduğunu düşünmek baya bi toz pembe olur.
                                                                                           
                                     
                                        Son olarak İlluminatiden ayrılıp yaşayan ünlüler Eminem ve Dmx'tir.  Eski parçalarındaki sözlerden etkilenmeyin. Çünkü o zamanlar yoğun zihin kontrolü altında kalıp çok güzel bir şekilde kullanılmışlardır .  Nasıl kullanıldılar derseniz bi örnek vereyim. Michael Jackson öldürülmeden önce  İlluminatiden ayrıldıktan bir süre sonra Eminemin yaptığı klip. Klipte Michael jackson aşağılanıyor. Hatırlarsanız Michael Jackson'a sübyancılık iftirası atılmıştı. Yatakta seken çocuklar bunu kastediyor.
Eminem illuminatiye hala hizmet etmiyor diyorsun peki bunu nasıl anladın diyeceksiniz. Yine en basit örnek Above The Law parçası. Royce Da 5'9 ile söylüyor. Royce 2.versede aynen şöyle söylüyor. Kavga etmeyi bırak,Allahu ekber diye dua et. Sözleri burda. http://www.kovideo.net/above-the-law-lyrics-eminem-1234340.html E o söylemiş Eminemle ne alaka diyenler de olacak .  Şeytana hizmet eden birinin parçasında ' Beef is left you pray right like Allahu Akbar' dedirtmezler. Ayrıca Bad Meets Evil grubunu kurdular Eminemle ikisi. İlluminatiye hala hizmet olmuş olsaydı müslüman birisiyle grup kurmasına karşı çıkarlardı.
Bölüm ikiye geçmek için Tıklayın http://twitter.com/#!/Dabb_Escobar

Israil'in derin Faaliyetleri ve KOMPLO TEORİLERİ

BİLİNEN TARİHİN BİLİNMEYEN YANLARI


Hitler,dünya tarihinde gelmiş geçmiş en faşist  ve en psikopat lider olarak bilinir..Çoğu kişi Hitler'in şizofrenin eşiğinde olan fanatik Alman milliyetçisi psikopat bir lider olarak tanır ancak gerçekte hiçkimse Hitler hakkında bildiklerinin kendilerine anlatılan resmi tarih senaryosundan başka birşey olmadığını bilmez. .Hitler,hakkında en çok komplo teorisi uydurulan tarihi liderlerden(kuklalardan) birisidir..ABD'de sivri çıkışları ve dürüst kişiliği ile tanınan Texas Üniversitesi tarih profesörlerinden Texe Marrs reyizin 2007 Mayısı'nda çıkan  kitabının adı Bilinen Tarihin Bilinmeyen Yanları..Kitapta Dünyayı yöneten yahudi ailesi:Rotschild, Osmanlı devletinin planlı olarak nasıl dağıtıldığı,Arap birliğinin nasıl parçaralara ayrıldığı, 1.Dünya Savaşı,Kukla Diktatör Hitler,2.Dünya Savaşı,İsrail devletinin kuruluşu,Kennedy Suikasti,MOSSAD suikastleri ve 11 Eylül saldırıları olmak üzere 10 bölüm yer alıyor..Bu bölümlerde yazarın savunduğu iddialar basit bir komplo teorisi gibi laf dolması bilgilerle değil fiziki kanıtlar ve şahitler eşliğinde net bir biçimde ortaya koyuluyor..Öncelikle son yıllarda Türkiye'de hızla yükselen bir trend haline gelen ''Hitler hayranlığı ve Türk nasyonel sosyalizmi'' gibi kavramların ortaya çıkmasına bir cevap olarak Hitler'in tarihi kimliğinin arkasında yatan karanlık bağlantıları kaba hatları ile sizlere aktarmaya çalışacağım..


DÜNYAYI YÖNETEN AİLE: ROTSCHILD AİLESİ


Çoğu kişi Rotschıld ailesinin adını bile bilmez..Bu ailenin adı ne Forbes dergisinin düzenlediği ''Yılın Zenginleri'' bölümünde yer alır nede dünya jet-sosyetesinin partilerinde adları geçer..Ancak birçok ülkenin diplomatı bu ailenin adını duydukları zaman beş dakika durmak zorundadır.Çünkü bu aile dünya tarihi sahnesinde 1590 yılından beri vardır ve dünya bu yahudi ailesinin çok gizli faaliyetleri neticesinde bugünkü şeklini almıştır..Çoğu kişi dünyada hiçbir ailenin böylesine bir gücü elinde tutabileceğine inanamaz..Sikik tavırlarla bsg modunda öyle işmi olur derler. Çünkü bir ailenin böylesine siyasi ve ekonomik bir gücü nasıl elde ettiğini anlayamaz..Öncelikle şunu belirtmeliyimki aile derken üç-beş kişilik çekirdek bir aileden bahsetmiyorum..Roschild ailesinin bugün 1000-1500 civarında ferdi olduğu bilinmektedir.Bu aile ferdlerlerinin herbiri dünyanin gelişmiş olan yada gelişecek olan ekonomilerine sahip olan ülkelerinde çok derin faaliyetler sürdürmek üzere dağılmışlardır.Dünyada olan her siyasi ve eknomik olan gelişmeyi İsrail devletinin çıkarlarına uygun düşecek şekilde düzenlemek en kutsal görevleridir..


Ailenin geçmişi 16.yüzyıla dayanıyor..Aile İngiliz Kraliyet Saraylarında kralın yaverliğini yapan bir aile olarak ortaya çıkıyor önceleri..Kralın stratejik ve ekonomik danışmanlıklarını,izlemesi gereken siyasi tutumlarını ve dış politika stratejilerini bu aile belirliyor..Sadece bununla da yetinmeyip kraliyet saraylarındaki tüm ihaleleri kazanarak bu ihaleleri başarıyla sonuçlandırıp hatrı sayılır bir servetin de sahibi oluyorlar..Bu ticari faaliyetlerin yanı sıra yaptıkları her ticari ve siyasi faaliyetten yüklü komisyonlar da almayı ihmal etmiyorlar..Ayak üstü sikiyolar yani milleti.


İngiliz saraylarındaki kariyerleri sayesinde kolayca kazandıkları astronomik paralarla tarihin ilk bankacılık faaliyetini gerçekleştirip,İngiliz çiftçilerine de astronomik faizlerle tarım kredisi vermeye başlıyorlar ve 50 sene geçmeden neredeyse İngiltere devletinden daha zengin bir hale geliyorlar.. Faaliyet alanını iyice geliştirip, derinleştiren Rotschıld ailesi Avrupadaki tüm imparatorlukların saraylarında söz sahibi olur hale geliyorlar..Sadece İngiltere'de değil Avrupa'nın dört bir yanında tarımla uğraşan insanlara yüksek faizle kredi verererek,altın ve gümüş komisyonculuğu yaparak servetlerini iyice katlıyorlar..Ekonomik gücü aklın ve mantığın sınırlarını zorlamaya başlayan Rotschild ailesi daha da karanlık ve karlı bir işe girişiyorlar..İşin adı ''Savaşa giren devletlere faizle borç vermek''..


Bu işin ilk icraatını İngiltere-Fransa savaşında gerçekleştiriyorlar..İngiltere'ye savaşa girmesi için sermaye olarak 35 ton altını faizle borç olarak veriyorlar.İngilterede bunlardan göt alıp savaşa giriyor.İngiltere,Fransa karşısında yeniliyor ve Rotschıld ailesine olan borcunu ödeyemiyor..Bunun karşısında borcun oluşturduğu mükellefiyetten dolayı İngiliz Merkez Bankası yani Bank of England ödenemeyen borç karşılığında Rotschıld ailesine devrediliyor..Rotschıld ailesi İngiliz devletinin bu devir etme işlemini bir şartla kabul ediyor: '' İngiliz sterlinini kendilerinin basması şartı ile..''.İngiliz hükümeti bu şartı o dönemde kabul etmek zorunda kalıyor ve İngiliz sterlinini basma yetkisi bir yahudi ailesine veriliyor..Görünüşde ekonomi hakkında pek bilgisi olmayan arkadaşlar için bu durum pek birşey ifade etmeyebilir..


Para basma yetkisini başka bir kuruluşa yada şirkete vermek demek aynı zamanda ülkenin bağımsizlığını da bu kuruluşa satmak demektir..Çünkü bir ülkenin bankası o ülkenin parasını basarken bastığı para karşılığında o ülkenin hazinesine değerli maden koymak zorundadır..Örneğin Türkiye Merkez Bankası, devlet matbaasında 20 YTL basıyorsa eğer devlet hazinesinde 20 YTL değerindeki altını,elması yada petrolü koymak zorundadır.Aksi halde basılan para kağıt parçasından başka birşey olmaz..İşte Rotschıld ailesinin de yaptığı şey budur..İngiliz sterlinini basarak İngiliz hükümetine faizle borç olarak vermiş ve karşılığında altın ve elmas almıştır..Bu şekilde bir yılda 12,000 ton altın kar ettiği ekonomi tarihçileri tarafından bilinmekteydi. .Rotschıld ailesinin en büyük girişimi ise İngiltere ile Amerika'daki kolonilerin savaşı olmuştur..Savaş sırasında Rotschıld ailesi çok gizli bir biçimde Amerikan kolonilerini desteklemişlerdir..


Amerika'nın İngiltere'ye karşı direnişini yöneten kişilere yüklü miktarda silah yardımı yapılmış,İngiltere'nin bu savaşta yenilmesinin sağlanacağı garanti edilmiş ve karşılığında kurulacak olan Amerika devletinin resmi para birimini basma yetkisi istenmiştir..İngiltere ile savaş konusunda çok umutsuz olan başkan Washington ve ekibi bu karlı teklifi hiç düşünmeden kabul edilmiştir ve böylece günümüzde tüm dünyada çok popüler olan Amerikan dolarını basma yetkisini alarak bir hayli karlı bir işe imza atmışlardır..


Savaşı Amerikan kolonileri kazanmış ve İngiltere Amerika'dan elini ayağını çekmek zorunda kalmıştır..İngiltere-Amerika savaşından yenik çıkan İngiltere bu sefer Amerika'ya yardım ettiğini düşünerek Fransa'ya saldırmıştır..İngiltere,Rotschild ailesinin kendilerine finansal destekte bulunacağına güvenerek bu savaşa girdiyse de Rotschıld ailesinden umdukları desteği bulamamışlardır.


Rotschıld ailesi el altından Fransa'yı destekleyerek Amerikan kolonilerinin bağımsızlığını garanti etmek istemiştir..Bir taraftan da bu aile İngiliz borsası üzerinde spekülasyona girişmiştir..İngiltere-Fransa savaşı sırasında borsada müthiş bir hareketlenme olmuş ve borsaya oynayan halk İngilizlerin savaşı kazanacağını düşünerek girişimlerini arttırmışlardır..Bunu fırsat bilen Rotschild ailesi ''İngilizlerin savaşı kazandığı'' iddiasını ortaya atarak İngiliz halkının herşeyini borsaya oynamasını sağlamıştır..Ancak generaller ve ordudan geriye kalanlar İngiltere'ye döndüğünde gerçekler ortaya çıkmış ve İngiltere'nin savaşta kaybettiği ortaya çıkmıştır..


Borsa norminal seviyesi,herkesin malını kurtarmaya çalışıp mal hisselerini geri almaya çalışmasından dolayı anormal derecede yükselmiş ve böylece kağıtları elinde tutan Rotscild ailesi bu ticaretten en karlı çıkan isim olmuştur..İngiliz tarihçilerin ''Kara eylül'' diye nitelendirdiğ i bu olay ile Rotschild ailesi adeta İngiltere devletinin mülkiyetini ele geçirmiştir..Bu ekonomik faaliyetleri sonucu iyice gelişen Rotschıld ailesi,kenan diyarında Tanrı'nın kendilerine vaad ettiği kutsal İsrail devletini kurmak için gerekli olan şablonu hazırlamaya başlamıştır..Osmanlı devletinin parçalanması için gerekli olan herşeyi yapmışlardır..Osmanlı devletine komşu olan ülkeleri sürekli olarak finanse ederek Osmanlı'ya karşı savaşmaları için kışkırtmışlardır..Böylelikle sudan bahanelerle Osmanlıya saldıran Rusya,Avusturya ve diğer komşu devletler, Osmanlının askeri ve ekonomik güç bakımından iyice yıpranarak azınlıkların ayaklanmasını sağlamışlardır..


Osmanlı devleti nereye koşacağını şaşırmış ve neticede azınlıkların ayaklanarak ayrı ayrı devletler kurmasına engel olamamışlardır..Osmanlının ençok dış borcu Rotschıld ailesinin sahibi olduğu Bank Of England bankasınadır..Osmanlı Devleti,Rotschıld ailesine olan borcunu ödeyecek durumda olmadığından Rotschıld ailesi bunu fırsat bilmiş Osmanlya herkesinde bildiği iğrenç bir teklifte bulunmuşlardır..Sultan 2.Abdulhamit ile görüşen Lord Baron Rotschıld ''Kudüs şehrinin,Filistin'in,Suriye'nin ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin yeni kurulacak olan yahudi devletine verilmesi karşılığında Osmanlı devletinin tüm dış borcunu silme ve balkanlarda,afrikada kaybettikleri toprakları geri verme'' teklifinde bulunmuş ancak Abdulhamid teklifi şiddetle reddetmiştir.Gelirmi Anadolu çocuğu bu oyunlara.Abdulhamid,dinen böyle bir tutum sergileyerek büyük bir sevaba girmişse de Osmanlı devletinin yıkılma sürecini hızlandırmıştır..Daha sonraları Enver Paşa,Abdulhamid'in bu tutumunu tarihi bir hata olarak değerlendirmiştir..


Enver Paşa'ya göre Kudüs şehri ve Kenan diyarı yahudilere geçici olarak verilmeli ve Osmanlı tekrar eski gücüne kavuştuktan sonra bu topraklar geri alınmalıydı..Ulu önder Atatürk'e göre ise Osmanlı devleti böyle birşey yapmış bile olsaydı yıkılmatkan kurtulamazdı çünkü Osmanlı üzerine korkunç oyunlar oynanıyordu üstelik devlet her kademesi ile adeta kokuşmuş bir haldeydi.Özetleyerek anlattığım bu süreçlerden sonra Rotschıld ailesi 1.Dünya savaşının çıkmasında çok aktif bir şekilde rol almış ve savaşın çıkması için gerekli olan tüm tezgahı sağlamıştır..Rotshıld ailesinin hesaplarına göre 1.Dünya savaşı ve Arabistanlı Lawrence'in faaliyetleri Arapların birçok parçaya bölünmesi İsrail devletinin kurulması için yeterliydi..Savaş gerçekleşmiş,Almanların önderliğindeki İttifak devletleri grubu savaşı kaybetmişlerdi..


Rotschıld ailesinin tüm hesapları tutmuş ve İsrail devletinin resmi kuruluşunun ilan edilmesinden başka birşey kalmamıştı ortada..Ancak tarihi rüyaya çeyrek kala Rotschild ailesi ayrıntılarda küçük bir hesaplama hatası yaptığını farkedememişti..İsrail devleti kurulmaya hazırdı tamam ama dağ ve ovalardan ibaret olan İsrail topraklarında kim yaşayacaktı?? Sürekli olarak gelişmiş Avrupa kentlerinde yaşamış olan yahudiler İsrail'de yaşamaya nasıl ikna edilecekti?? Esas sorun buydu..Bu sorunun giderilmesi için Rotschild ailesi radikal kararlar aldı ve yeni bir savaş için gerekli olan ortam hazırlanmaya başlandı..


KUKLA DİKTATÖR HİTLER'İN ORTAYA ÇIKIŞI VE 2.DÜNYA SAVAŞI

Almanya devleti Birinci Dünya savaşından adeta bir enkaz halinde oldukça demorolize bir biçimde çıkmıştı..Devlet tüm ekonomik ve askeri gücünü savaş sonrasında kaybetmişti..Ve tüm bunlara ilave olarak birde çok ağır yaptırımlar içeren savaş tazminatı anlaşmalarına imza atmışlardı...Ancak Almanya'nın borçlu olduğu ülkelerin merkez bankalarının %85'i Rotschild ailesine ait olduğundan Almanya sadece yahudi Rotschild ailesine borçluydu..Rotschıld ailesi Almanların bu yüklü borcun onda birini dahi ödeyemeyeceklerini adı gibi biliyordu..Rotschıld ailesi enkaz halindeki Almanya'ya Alman merkez bankasının kendilerine devredilmesi karşılığında dış borçlarının silinmesini teklif ediyordu ve Almanlar bocu ödeyemeyeklerini bildikleri için teklifi kabul etmek zorunda kalıyorlardı.. Aslında bu durum sonun başlangıcıydı..Bırakın savaşacak parayı ve silahı,savaşta asker olarak kullanılacak erkek vatandaşı bile kalmayan Alman devleti enkaz haldeyken tekrar sivirlerek tüm dünyaya kafa tutacak gücü nereden ve nasıl bulabilirdi?? Bunun için ancak Tanrının yardımı gerekirdi..


Ancak onlar intikam için plan yapmadan Rotschild ailesi onlar için çok gizli bir plan yapmıştı bile..Bu plana göre sahte ama çok inandırıcı bir faşizm rüzgarı Avrupa'da esecek ve yahudilere en ince ayrıntısına kadar planlanmış bir şekilde şiddet ve baskı uygulanarak İsrail'e göç etmeye mecbur bırakılacaklardı..Bu planın ilk parçası Almanya'nın ekonomisinin ayağa kaldırılması ve Almanya'nın hızla silahlanmasının sağlanmasıydı..Almanya yıllar boyu A'dan Z'ye her konuda finanse edilmiş, 2.dünya savaşında savaşmak üzere neredeyse çocukluktan askerler yetiştirilmiştir..Muazzam bir ekonomik ve askeri güce kavuşan Almanya'nın başına ise 1.Dünya savaşında er olarak savaşan fanatik milliyetçi Hitler getirilmiştir..İtalya ise Almanya'da başlayarak tüm dünyayı etkisi altına alan ve adına faşizm denilen rüzgarın etkisi altında kalmış ve iktidara Mussoloni gelmiştir..Mussoloni'nin iktidara gelmesi Rotschild ailesinin bir planı değil kendiliğinden gelişmiş bir olaydı ama bu durum Rotschıld ailesinin ekmeğine yağ sürmüştü..


Hitler iktidara gelir gelmez müthiş hitap yeteneği ve ürkütücü karizması ile Alman halkını yediden yemişe peşinden koşturmuştur..Hitler'in konuşmalarında ve toplantılarında ise şaşırtıcı bir biçimde ana hedef yahudilerdir..Hitler'in iktidara gelmesinden önce kardeş gibi birarada yaşayan Alman ve yahudi halkları birbirlerine hiçbir zararlarının dokunmamasıra rağmen oluşturulan yapay kaos ortamı yüzünden birbirleri ile kanlı bıçaklı hale gelmişlerdir..Savaştan önce yahudi işadamlarına Nazi gençlerinin düzenlediği saldırılar,ev kundaklamalar ve cinayetler ortamı iyice germiştir..Zengin olan yahudiler bir yolunu bulup Almanya'yı terk etselerde fakir olan zararsız yahudiler biryere gidecek paraları olmadığından oldukları yerde kalakalmışlardı ..


O dönemler savaş dönemleri olduğundan Almanya'nın dışına çıkmak için büyük paralar ve bazı önemli bağlantılar şarttı..Fazla gereksiz detaya girmeden Hitler savaşı başlatmış ve Almanya'nın sahte intikam harekatı başlamıştı..Almanya savaşın ilk yıllarında anormal bir başarı göstermiş ve Fransa,Yugoslavya,Çekoslovakya,Avusurya ve Belçika gibi ülkelerin tamamını çok kısa sürede ele geçirerek Nazi ordularının gücünü ortaya koymuştur..Özellikle Paris kentine 2 saatte giren Nazi orduları İngiltere ve İspanya'nın iyice ürkmesine neden olmuştur..İngiltere'yi hava saldırıları ile darmadağın eden Nazi orduları bir taraftandan da sözde yahudi soykırımı yapmaya başlamıştır..


Yahudiler birbir katledilmiş ve imha fırınlarında yakılmıştır..Ortada öyle korkunç bir ortam vardırki savaştan sonra bölgeyi teftişe gelen Amerikalı generaller bile uçaklarından iner inmez havadaki pis kokudan dolayı hava alanına kusmuşlardır..Havadaki pis kokunun nedeni ise sürekli olarak yakılan insan cesedleri ve çürümüş cesedlerdir..Savaştan sonra tam bir korku ülkesine dönen Almanya'da ortaya atılan iddialara göre neredeyse hiç yahudi bırakılmamıştır..Ancak Sovyet araştırmacılar durumun hiç de öyle olmadığını savaşta katledilenlerin sadece %15'in yahudi olduğunu net ve çarpıcı belgelerle kanıtlamışlardır..


Bu belgelere göre savaşta öldürülenlerin çoğu çinegene ve Polonyalılardı..Geriye kalan zengin yahudiler Rotscild ailesinin kurduğu paravan şirketler aracılığı ile Amerikan askerleri denetiminde gizlice Amerika'ya değil İsrail'e kaçırılmışlardır..İsrail'e getirildikleri dönemden İsrail devleti kuruluncaya kadar olan süreçte tabiri caizse Allah'ın dağında prefabrik usulü yapılmış evlerde kalmışlar ve büyük zorluk çekmişlerdi..Kaçmak için girişimlerde bulunanlar ise Tevrat'ın emrettiği bir biçimde idam edilmişlerdir..Neticede yaratılan sahte milliyetçi bir hava ile sözde yahudi soykırımı yapılmış,tüm dünyada yahudilere yönelik şiddet eylemlerine girişilmiş ve yahudiler İsrail'e göç etmek zorunda bırakılmışlardır. .Yani Rotschild ailesi 1.Dünya savaşında yarım bıraktığı işi 2.Dünya savaşında tamamlayabilmiştir..Aşırı dindar bir aile olan Rotschild ailesi kendilerine göre Tanrı'ya olan sözünü yerine getirmişlerdir..


BAŞKAN KENNEDY'NİN ORTADAN KALDIRILMASI

.Dünya savaşından sonra kurulan İsrail devleti'bde herşey 1960 yılında John Fitzgerald Kennedy'nin Amerikan başkanı olmasından sonra değişmiştir..Kennedy Amerikan tarihinin en genç başkanıdır ve aynı zamanda Amerikan başkanı olmuş ilk katolik kişiydi..Kennedy'den önce Amerika'da katolik bir başkan hiçbir zaman olmamıştır..John F Kennedy'nin babası olan Joseph Kennedy de politikacı olup aynı zamanda İngiltere büyükelçiliği yapmış olan katolik bir büyükelçiydi..Ne babası, ne de başkan Kennedy yahudilerle iyi geçinemiyolardı..Babası büyükelçilik yaptığı dönemde Londra'da yahudilerin boy hedefi haline gelmiş ve çeşitli saldılara maruz kalmıştır..Kennedy de Amerika'da başkan seçilmeden önce Sigmund Rotschild'in kendisine yapmış olduğu ''başkan seçildiğinde ortadoğuda İsrail tarafını tutan bir politika izlemesi karşılığında milyonlarca doları bulan seçim kampanyası masraflarını karşılayacaklarını belirtmiştir..'' Ancak Kennedy böyle bir teklifin bir daha kendisine yapılmamasını rica etmiş ve kendisini hakarete uğramış gibi hissettiğini belirttirmiştir..Kennedy İsrail lobisinin Amerikan devleti üzerindeki faaliyetlerinden anormal derecede rahatsız bir politikacıydı..Kennedy'e göre lobilerin Amerikadaki faaliyetleri Amerikan bağımsızlığına vurulmuş bir darbeydi..
KENNEDY İLE İSRAİL BAŞKANI BEN GURİON'UN NÜKLLEER KAVGASI


İsrail kurulduğu günden beri ortadoğuda hep bir süpergüç olma hayali ile hareket etmiştir..Bu yüzden İsrail Devleti ortadoğuda hızlı bir ''nükleer silahlanma programı'' izlemeye başlamıştır..İsrail'in Dimona çölünde kurduğu nükleer santralinde peynir-ekmek gibi atom bombası ve nükleer başlıklı füzeler üretmesi özellikle başkan Kennedy'i anormal derecede rahatsız etmiştir..İsrail'in nükleer füzelerinin Ankara, İstanbul, Şam, Tahran, Bağdat ve Riyad gibi şehirleri vuracak kapasitede ve menzilde olması Kennedy yönetimini önlem almaya mecbur bırakmıştır..Kennedy, Ben Gurıon'a yazdığı sert bir uyarı mektubunda ''İsrail'in nükleer programını durdurmaması durumunda Amerikan yönetiminin yaptırım uygulamaktan kaçınmayacağını belirtmiştir''..Ben Gurıon'da cevap olarak gönderdiği mektupta Kennedy'e ''genç adam'' diye hitap etmiş ve bazı ağır ithamlarda bulunmuştur..Bu mektuplaşmalar iyice çığırından çıkmış ve hakaretleşmeye dönüşmüştür..Bu durum üzerine tepki olarak Ben Gurıon istifa etmiştir..Ünlü yahudi politikacı Henry Kissenger ''İsrail'in nükleer programına son vermesi İsrail'e büyük zarar verir'' diyerek Kennedy'i ikna etmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştır..


Kennedy bununlada yetinmemiş 4 Haziran 1963'te Amerikan temsilciler meclisine danışarak çıkarttığı 11110 sayılı kanunla Amerikan dolarını basma yetkisini Rotshild ailesine ait olan Federal Reserve Bank'ın elinden alarak Amerikan Merkez Bankası'na vermiş ve ''bir ülkenin parasının denetimin şahısların elinde olmasının büyük bir sorun olduğunu'' belirterek kendi sonunu hazırlamıştır..Federal Reserve Bank ve dolar İsrail'in en büyük gelir kaynağıdır tabiri caizse şah damarıdır..Kennedy, doları basma yetkisini Federal Reserve Bank'ın elinden alarak adeta İsrail'in şah damarını kesmiştir..Neticede İsrail için Kennedy'nin etkisiz hale getirilmesi farz olmuştur..Kennedy'nin seçimleri kaybetmesini beklemek boş bir umuttu çünkü Kennedy halktan büyük destek görüyordu..


Kennedy'e seçimler kaybettirilse bile sonradan kazanması yüksek ihtimaldi..Üstelik Kennedy'nin kardeşi de gelecek vaad eden bir polikacıydı..Dünyada hiçbir aile böylesine politik bir gücü elinde tutmayı başaramamıştı..Tek bir çare gözüküyordu..O da suikastti..Kennedy birşekilde öldürülürse Amerikan yasaları gereği yerine yardımcısı getirecelecekti..Kennedy'nin yardımcısı Lyndon Johnson'dı..Johnson tam bir İsrail taraftarıydı..Kendi politik hırsları yüzünden İsrail'e gözünü kırpmadan yardım edebilirdi..Üstelik Kennedy ile hiç iyi geçinemiyordu, söylentilere göre Kennedy kendisini kovmaya çalışıyordu..


İsrail Kennedy yok etmek için suikast kararı alır ve kararı Amerikan derin devleti için derin bağlantılarını kullanarak çok gizli bir biçimde uygulamaya koyar..Kennedy'i öldürmek için en uygun ortam seçim kampanyaları için geleceği Dallas'tır..Dallas'ta herzamanki gibi üstü açık araba ile halkı selamlayacak olan Kennedy'i korumakla görevli CIA ajanları özel olarak ayarlanacak ve başkanın güvenliği sabote edilecekti..Böylece suikast çetesi Kennedy'i rahatlıkla öldürebilecekti..Suikast çetesi için değişik rivayetler vardır..Kimileri Kennedy'i Fransız suikast çetesinin öldürdüğünü,kimileri ise kübalı sürgünlerin öldürdüğünü iddia eder ancak kesin olan birşey varki Kennedy'i ödürenler çok profosyonel ve acımasız keskin nişancılar(snıper)'lardan oluşan bir suikast timidir..




Kennedy Dallas'ı ziyaret etmeden önce akşam yani 21 Kasım 1963 akşamı Dallas'ta gökten boşalırcasına yağmur yağmıştır..Ancak şehir halkı buna rağmen başkanı eniyi şekilde karşılamak için elinden geleni yapmıştır..22 Kasım 1963 sabahı Washington D.C'den Air Force One uçağı ile Dallas'a gelen başkan Kennedy ve eşi, sabah 9'ta şehir merkezinde Dallas valisi Connaly ile birlikte kahvaltı ettikten sonra üstü açık bir limuzine binerek halkı selamlamaya başlamışlardır.. Tam 6 aracın olduğu kortejde en son arabada başkan Kennedy ve vali Connaly vardır..Önde motosikletli SS korumalar ve yanda CIA ajanlarının bulunduğu arabalarla Kennedy'nin arabası Kortejle birlikte Elm caddesinden Houston'a doğru beklenmedik bir dönüş yapar...O sırada silah sesleri yükselmeye başlar..


Polisler telsizle anons etmeye başlar..''Korteje ateş ediyorlar yere yatın'' diye..Tam 6 el silah sesi duyulur..Birinci mermi arabayı komple ıskalar ve alt geçitte bekleyen Edmund Harris adındaki taksi şöförünün kulağını parçalar..İkinci mermi Kennedy'i tam omzundan vurur..Üçüncü mermi Kennedy'i ıskalayıp ön koltuktaki vali Connaly'i omzundan vurur..Dördüncü mermi Kennedy'i boynundan vurur,aynı mermi başkanın vücudundan çıkıp Vali Connaly'i sırtından vurur..Beşinci mermi arabayı ıskalayıp dikiz aynasını kırıp dışarı çıkar..ve Altıncı mermi...Altıncı mermi başkan Kennedy'i tam kafasından vurur..Başkanın kafasını parçalayan mermi bulunamaz..


Suikastten sonra yapılan araştırmalarda Kennedy'i sözde komünistlerden vatan haini Lee Harvey Oswald'ın vurduğu iddia edilir..Ortada altı mermi olmasına rağmen Oswald'ın tek katil olduğu görüşüne verilir..İddialara göre Oswald Texas Okul kitapları bürosunun altıncı katındaki pencere dibinden İtalyan yapımı Manlicher Caracano marka snıper tüfeği ile başkan Kennedy'i ve Vali Connaly'i altı kez vurarak başkanı öldürmeyi başarmıştır..


Sözde suikastçi snıper Lee Harvey Oswald'ın vurduğu başkan Kennedy feci şekilde can vermiş ve Lee Harvey Oswald apar topar hapsi boylamıştır..Ortadaki deliller birden çok keskin nişancının olduğunu göstermesine rağmen İsrail denetimindeki Amerikan derin devleti suçu Lee Harvey Oswald'ın üzerine atarak delilleri bir bir yok etmiştir..Suikasti gören 57 kişi ya bir kaza ile yada intihar ile ölü bulunmuştur..


Lee Hervey Oswald ise suikastten iki gün sonra mahkeme çıkışında yüzlerce FBI ajanı ve polisin arasında yahudi bir bar işletmecisi olan Jack Ruby tarafından öldürülmüştür..Bu Amerikan milliyetçisi yahudi,Lee Harvey Oswald'ı öldürmesinin nedenini ise ''komünistlerden Amerikanın aldığı intikam'' olarak yorumlamıştır..


Birden çok keskin nişancı tarafından vurulan Kennedy'nin otopsisini Amerikan ordusundaki üst düzey amiral ve generaller yürütmüş ve otopsideki suikast delillerini bir bir sabote etmişlerdi..Ailesi Kennedy'nin kafasının kesilerek incelenmesini ve böylelikle gerçek suikastçilerin bulunmasını istediğinde ise Amerikan birimleri konuyu şiddetle reddetmişlerdir..Kennedy apar topar gömülerek konu ört pas edilmiştir..


Başkan Kennedy'nin suikast sonucu öldürülmesinden sonra başkan adayı olan kardeşi senatör Robert Kennedy de bir basın toplantısı sırasında İsrail işbirlikçisi Filistinli bir genç tarafından kurşunlanarak öldürülmüşür...............


KENNEDY SUİKASTİNİN SONUÇLARI:


· Kennedy'nin kapattığı İsrail Dimona çölündeki nükleer santrali tekrar açılmış ve İsrail nükleer silah üretimine eskisi gibi iyice hız vermiştir..

· Federal Reserve Bank'ın elinden Amerikan dolarını basma yetkisini alan başkan Kennedy'nin çıkarttığı 11110 sayılı kanun iptal edilmiş ve Amerikan dolarını basma yetkisi tekrar Rotschıld ailesine ait olan Federal Reserve Bank'a verilmiştir..

· II.Dünya savaşından sonra ılımlı ve sakin bir politka izleyen Amerika devleti özellikle Kennedy suikastinden sonra soğuk savaş sürecini de başlatmıştır..Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki soğuk savaştan tüm dünya devletleri çok olumsuz yönde etkilenmiştir..Amerika ile Sovyet Rusya arasındaki silahlanma rekabeti adeta bir sidik yarışına dönmüştür..

· Amerika tüm dünya genelinde emperyalist faaliyetlerine hız vermiş ve Vietnam'a saldırmıştır..Vietnam'da binlerce kişinin ölmesine ve birçok ülkenin bu savaştan dolaylı olarak zarar görmesine neden olmuştur..

· Amerika'da İsrail lobisi ise iyice pervasızlaşmış ve yönetimde söz sahibi olmuştur..Amerika İsrail devletinin yaptığı katliamlara sesini çıkaramaz hale gelmiş ve İsrail ile suç ortaklığı yapmaya başlamıştır..En basitinden örnek vermek gerekirse İsrail devletinin çok gizlice yürttüğü ''Samuel Vanunu'yu kaçırma operasyonu'' na istemeden şahit olan bir Amerikan Fırkateynindeki 23 deniz piyadesi İsrail hücum botları tarafından açılan ateşle öldürülmüştür..Denize düşüp kaçmaya çalışan askerler bile İsrailliler tarafından öldürülmüştür..Olayın basına sızmasına izin verilmemiş ve yahudilerin kontrolündeki Amerikan basını konuyu haber bile yapmamıştır..

· CIA tüm dünyada ''komünizmle mücadele'' doğrultusunda adına GLADIO denilen ve Beyrut'taki gerilla kamplarında eğitilen katillerden ve paralı askerlerden oluşan gizli bir ordu hazırlamış ve bu paralı katilleri maaşa bağlayarak dünyanın heryerinde komünistleri ve sol düşüncelileri öldürmekle görevlendirmiştir..Bu bağlamda Türkiyedeki sağ-sol çatışmaları,siyasi amaçlar için işlenen cinayetler,katliaml ar,terörist eylemler,Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesi ve 12 Eylül darbesi hep Gladıo'nun eserleridir..Gladıo ordularının kurulması ne tesadüfse Kennedy suikastinden hemen sonraya denk gelir..

· Amerika'nın büyük ortadoğu projesi başlamıştır..Büyük Ortadoğu Projesinin diğer adı ise Büyük İsrail Devleti projesidir..Kennedy suikastinden sonra Büyük İsrail Devleti Projesine hız verilmiştir..Büyük İsrail Devleti Tevrat'ta Tanrı Yehova'nın yahudilere vaad ettiği topraklardan oluşmaktadır..11 Eylül saldırıları,Münihteki eylemler ve daha birçok terörist eylem aslında Büyük İsrail Devleti projesinin bir parçasından başka birşey değildir..


Bazı arkadaşlar Büyük Ortadoğu projesini sanki yeni birşeymiş gibi algılıyorlar..Bu arkadaşlar kitap falan pek okumadıkları için ne duysalar ona inanıyorlar..Büyük Ortadoğu projesi yeni birşey değil..Yüzyıllardır var olan bir proje...Osmanlıların yıkılması,Arapların parçalanarak bir sürü ülkeye bölünmesi,Türkiyedeki terör eylemleri  istikrarsızlık ve Irak, İran gibi ülkelerin periyodik olarak neredeyse her on on yılda bir sorun çıkarması rastlantı değildir.Ama göte çalıştırdığınız kafanızı birazda bunlar için uğraştırın.Bize ilk olarak ne demişler. '' OKU ''